Trabzon ve Osmanlılar
Osmanlıların Trabzon'u ilk ele geçirme teşebbüsü babası Aleksius
IV.'yu öldürerek tahtı eline geçiren Kalo loannes (1429-1458) zamanında
olmuştur. Osmanlı tahtındaki II.Murat donanmayı Trabzon uzerine göturerek
şehri ele geçirmeye çalışır. Karadeniz'e çıkan Osmanlı donanması
Trabzon önlerine gelmiş karaya asker çıkartarak şehri kuşatmış fakat
alamamıştı. Şehrin civarını yağmalayıp esirler aldıktan sonra buradan
ayrılan donanma daha sonra Kırım sahillerine yönelmiş fakat çıkan bir fırtına
nedeniyle perişan bir vaziyette geri dönmüştü. Trabzon'un II. Murad döneminde
yıllık 3000 altın vererek Osmanlı tahtına bağlanmış olduğunu biliyoruz.
Yerine geçen oğlu II.Mehmet, İstanbul'un fethinden sonra Bizans ileri
gelenlerinden bir kısmının Trabzon'a sığınması ve Trabzon Krallarının
kendilerini Bizans'ın tek varisi görmeleri. üzerine Trabzon meselesini uygun
bir zamanda çözmeyi kafasına koymuştu.
Bu sırada Safevi Şeyhi Cüneyt, Suriye'den kaçmak zorunda kalınca Kelkit
suyu havzasına gelerek Canik dağlarındaki Türkmenler arasında büyük bir
propağanda faaliyetine başlamış, destekçisi Niksar emiri Taceddinoğlu
Mehmet Bey ile çevresine topladığı 4-5 bin kadar kuvvetle 1456 yılındaTrabzon
üzerine yürümüştü. Amacı Trabzon şehri ve etrafındaki bazı kasaba ve köylerden
müteşekkil ve iç karışıklık yaşayan Komnenos Rum Krallığını başkenti
Trabzon'u ele geçirip kendi devletini kurmaktı.
Kalo Loannes Şeyh Cüneyt'i Akçabaat'ın batısındaki Akçakale de karşılamıştı.
Kendisi donanma ile sahilden ilerlerken, kara ordusuna da Mesohaldıa prensi
Pansebastos Alexandder komuta ediyordu. Meliares'e yerleşen Şeyh Cüneyt
kuvvetleri Kapanion boğazında Trabzonun kara ordusuna saldırır. Donanma yardım
için denizden asker çıkartmaya teşebbüs ettiği bir sırada çıkan fırtına
nedeniyle sahilden uzaklaşmak zorunda kalır. Bu durumda cesaret alan Şeyh Cüneyt
kuvvetleri taarruza geçerek Pansebastos'u oğulları ile birlikte öldürmüş
ve çok sayıda esir alarak Trabzon kuvvetlerini dağıtmıştı.
Bu zaferden sonra şehrin surlarına kadar ilerleyen Şeyh Cüneyt esirler
arasında bulunan sarayın İmrahor ve başarabacısı Mavrokostas'ı surlar önünde
astırmıştı.. Şeyhin Trabzon'a yürümesi Trabzon için tam bir felaket olmuş
şehirde çıkan bir yanğın nedeniyle halkın çoğu şehri terk ederek kaçmıştı.
Şehirde imparatorla birlikte sayıları elli kadar olan muhafızlar vardı. Şeyh
bu durumdaki şehri üç gün süren saldırılarına rağmen alamamış sağlam
kale duvarlarını aşamamıştı.
Şeyhin Trabzon üzerine yürüdüğü sırada Fatih Sivas ve hudut
beylerbeyi olan Hızır Bey'e emir vererek Trabzon üzerine gitmesini emretmişti.
Hızır Bey'in üzerine geldiğini anlayan Şeyh Cüneyt derhal kuşatmayı
kaldrmış ve Torul'a çekilmiş, birkaç defa saldırdığı Torul Kalesi'ni
ele geçiremeyince Kelkit bölgesinden Uzun Hasan'a gitmişti. Bu olaydan sonra
Trabzon kralı ile 2000 altın vergi ödenmesi ve anlaşmanın Fatih'e onaylatılıp
verginin ödenmesi durumunda serbest bırakmak üzere rehineler alınması şartı
ile anlaşma imzalayan Hızır Bey geri dönmüştü.
Trabzon kralı Kalo Loannes bir yandan kardeşi David'i Fatih'e gönderip
an1aşmanın şartlarını yerine getirmeye çalışırken diğer yandan da
Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan'a elçiler gönderip onun desteğini istemişti.
Varılan anlaşma gereğince kızı Thedorayı Uzun Hasan'a vermeyi kabul eden
Kalo bannes, Gürcü Kralı ve Karamanoğlu ile de temasa geçmiş Fatih'e karşı
bir ittifak oluşturmaya çalışıyordu. Fakat bunları gercekleştirmeye fırsat
bulamadan 1458'de öldu. oğlunun yaşı çok küçük olduğu için yerine
kardeşi David (1458-1461) geçti.
Kardeşinin izinden yürüyen David kızkardeşini Uzun Hasan'la evlendirmiş
Papa'ya elçi göndererek yeni bir haçlı seferi düzenlenmesini istemişti.
Bunun üzerine Papanın bir elçisi, Trabzon, Gürcistan, Konya ve Diyarbakır'ın
batı ile ittifakını tesis etmeye çalışmıştı.
Balkanlar ve Mora'daki durumu kontrol altına alan Fatih Anadolu'daki bu
fitneyi temizlemek için harekete geçmiş ve 1461 yılında Sinop, Koyulhisar
ve Trabzon'u fethedeceği sefere çıkmıştı.
Gelibolu sancak beyi Kasım Bey'in komutasındaki Osmanlı donanmasının da
katıldığı bu sefer esnasında önce Sinop üzerine yürümüş, burası alındıktan
sonra doğuya yönelmişti. Doğuya doğru gidilirken seferin asıl hedefinin
neresi olduğu ordudakiler tarafından bilinmiyordu. Fatih'in doğuya doğru
ilerlediğini duyan Uzun Hasan da ordusunu toplamış ve Koyulhisar civarında
Osmanlı ve Akkoyunlu öncüleri çatışmıştı.
Koyulhisar'ın alınmasından sonra Erzincan yakınlarındaki Yassıçimen
yaylasına gelindiği zaman Uzun Hasan Annasi Sara Hatun'u bir elçi heyeti ile
Fatih'in ordugahına yollamış ve yapılan anlaşma gereği Fatih kuzeye
Trabzon üzerine yönelirken Uzun Hasan da ordusu ile Gürcistan üzerine yönelmişti.
Uzun Hasan'ın annesini yanında alıkoyan Fatih, Bayburtun batısından geçerek
Doğu Karadeniz dağlarına çıkmıştı. Karla kaplı olan sarp dağları aşmak
için ordunun ağırlıklarını geride bırakan Fatih ordusunu iki kola ayırarak
Vezir-i azam Malhmut Paşa komutasındaki bir kolu Trabzon'u batı yanından kuşatmak
üzere önden yollamış kendisi de kazmacı ve baltacıların güçlükle açtığı
yollardan, bazan atından inip elleriyle tutunup tırmanarak ilerlemiş ve şehrin
doğu tarafından Trabzon'a ulaşmıştı. Bu zor yolculuk esnasında Uzun
Hasan'ın annesi Sara Hatun Fatih'i Trabzon'u almaktan vaz geçirmeye çalışmışsa
da bunda muvaffak olamamıştı.
Fatih Trabzon'a geldiği zaman donanma da Trabzon önlerine gelmiş 28 gündür
şehri kuşatma altına almıştı. Trabzon Kralı David Fatih'in önünün Uzun
Hasan tarafından kesileceğine inandığı için karaya asker çıkartıp şehree
saldıran donanmaya karşı direniyordu. Fakat Fatih'in birdenbire Trabzon'a
gelmesi üerine şaşkınlığa düşmüştü. İlk önce direnmek istemişse de
başka çaresi kalmadığını anlayarak teslim olmayı kabul eder. Böylece
Trabzon 15 Agustos 1461 tarihinde Fatih tarafından fethedilir.
Şehrin Fetih tarihi ile ilgili bir anlaşmazlık söz konusudur. Bazı araştırmacılar
Trabzon'un Fatih tarafından 26 Ekim 1461'de fethedildiğini ileri sürerler.
Nitekim Trabzon Belediyesi de bu tarihi kabul edip fetih şenliklerini bu
tarihte yapmaktadır. Bunun en önemli nedenlerinden biri Fatih'in bu seferini
anlatan Osmanlı kaynaklarının fethin tarihini bildirmemesidir. Hatta bunlar
seferin yapıldığı yıl konusunda bile hemfikir değillerdir.
Şehri teslim eden David Komnenos ailesi ile birlikte şehirden çıkarak
padişahın otağına gelir ve Fatih tarafından iyi karşılanır. Aile efradını
ve değerli eşyalarını yanına almasına müsaade edilerek verilen Serez
Sancağına gitmek üzere gemilere bindirilerek İstanbul'a gönderilir. Daha
sonra şehri gezen Fatih, Kral ve ailesi ile birlikte, krala bağlı beylerin ve
şehrin nüfuzlu ailelerinin de taşınabilir eşyalarını yanlarına alarak
gemilere bindirilmesini ve İstanbul'a gönderilmelerini emreder.
Trabzon'da birkaç gün kalan Fatih, Gelibolu Sancak Beyi Kazım Bey'i
Trabzon valiliğine atamış, şehrin içindeki ahaliden 1500 kadarını
gemilerle İstanbul'a göndererek Fener ve Balat civarında yerleştirmişti. Böylece
boşaltılan şehre Niksar, Sonusa, Ladik, Amasya, Bafra, Osmancık, İskilip,
Çorum, Gümüş, Merzifon, Tokat, Samsun, Turhal, Zile, Gölcanik, Satılmışcanik,
Kağala ve Vezirköprüden toplam 258 Türk ailesi gönderilmiş ve şehrin içi
tamamen müslümanlardan oluşan nüfusla iskan edilmişti. Bu ailelerden bir kısmı
bizzat Fatih'in emri ile ve Trabzon'u şenlendirmek arnacıyla bulundukları
yerlerin kadılarına yazılan emirle Trabzon'a sürgün edilmiş bazıları da
kendi istekleri ile gelerek şehre yerleşmişlerdir.
Fethin tanığı olan Tursun Bey, Fatih'in tarihini yazdığı "Tarih-i
Ebül-Feth" adlı eserinde Trabzon'un fethini ve fetihten sonra yapılan işleri
anlatmaktadır.
Fatih'in Trabzon'dan ayrılmasından sonra şehre yönetici olarak bıraktığı
Kasım Bey şehir ve civarındaki toprakları tahrir ettirip Osmanlı timar
sistemine göre organize etmişti. Bu tarihlere ait kayıtlardan elde ettiğimiz
bilgilere göre Kasım Bey de Trabzon bölgesinden Rumeli'ne bazı sürgünler
yapmıştı.
Trabzon sancağına ait eldeki en eski Tapu Tahrir defteri olan ve Başbakanlık
Osmanlı Arşivinde Maliyeden Müdevver 828 numarada kayıtlı 1486 tarihli
defterde yer alan bilgileri değerlendirdiğimiz zaman, Trabzon'un fethini müteakip
ilk yirmi beş sene içinde Trabzon'dan dışarıya, özellike İstanbul ve
Rumeli taraflarına Fatih ve Kasım Bey'den başka Vilayet-i Rum'u tahrirle görevlendirilmiş
bulunan Umur Bey'in de sürgünler yaptığını ve bu dönem içinde toplam altı
büyük sürgün yapıldığını söyleyebiliriz.
Fatih'in Trahzon'un fethini müteakip şehre yerleştirdiği Türk ailelerden
başka Balkanlardan çok sayıda Arnavut, Boşnak aile Trabzon bölgesine gönderilip
yerleştirilmişti Bunlardan bazlarına ve Kosova, Üsküp, Kalkandelen, Morno,
Belğrad, Manastır, Niğbolu, Sofya, Filibe, Avlonya gibi Balkan şehirlerinden
gönderilen Rumeli sipahilerine Trabzon'a bağlı yerlerden timarlar verilmiştir.
Fatih'in Trahzon üzerine yürüdüğü seferde Harşit Vadisi'nin iki yakasındaki
toprakları elinde tutan ve merkezi Kurtun olan Çepni Beyliği de Osmanlı
topraklarına ilhak edilmişti. Beylik toprakları Çepni Nahiyesi ve Vilayet-i
Çepni olarak Trabzon Sancağına bağlanırken Çepni beğleri ile Çepni beğliğinin
hizinetinde bulunan beğlere birçok imtiyazlar tanınmış bazılarına da
timar verilmişti.Trabzon'un batı yanındaki dağlarda yaşayan Çepnilerin bir
kısmı 15.yy sonlarından itibaren doğuya kaydırılarak bu bölgelerin de Türkleştirilmesi
temin edilmişti.
Trabzon'un doğusunda kalan topraklarda Balkanlardan gönderilenler ve
Trabzon'un batısından sevkedilen Çepnilerden başka Yavuz Sultan Selim'in
Trabzon valiliği esnasında Doğu Anadolu bölgesinden Safevi katliamından kaçarak
Trabzon'a sığınmış çok sayıda Akkoyunlu ve Akkoyunlulara tabii sunni
gruplar iskan edilmişti.
Akçaabat, Maçka, Torul, Yomra, Sürmene, Of, Rize, Pazar (Atine), Laz
nahiyelerinden ve Trabzon, Rize, Of, Görele, Tirebolu, Giresun kalelerinden müteşekkil
olan Trabzon Sancağına bağlı topraklar bir müddet eyalet teşkilatınna bağlanmamış
ve Kasım Bey'den sonra Sinop Hakimi Hızır Bey, Hayrettin Paşa, Zagnos Paşa,
Ali Bey ve Mehmet Paşa vali olarak atanarak müstakil sancak olarak yönetilmiştir.
Fatih'in seferi esnasında bölgede fethedilemeyen Akçaabat yakınlarındaki
Akçakale, Torul gibi yerlerin fethi tamamlandıktan ve Uzun Hasan'ın kayınbiraderi
olan Trabzon'un eski Kralı David'le temasa geçerek Trabzon bölgesinde çıkardığı
kargaşalıklar ve Uzun Hasan meselesi halledildikten sonra bölge II.Bayezıd'in
vali olarak bulundugu Amasya'ya (Vilayet-i Rum'a) bağlanmış ve bir şehzade
sancağı olarak organize edilip II.Bayezıd'in büyük oğlu Şehzade Abdullah
tahminen 1470'de buraya sancakbeyi olarak atanmıştı.
1483 yılında Saruhan valisi iken ölen Şehzade Abdullah'tan sonra Tacettin
Sinan Bey'in vali olduğu Trabzon 1487'de şehzade Selim'e verildi. Annesi Abdüssamed
kızı Gülbahar Hatunla Trabzon'a gönderilen Yavuz Sultan Selim Trabzon'da ölen
annesi için Hatuniye Camii'ni yaptırmış (515) ve vakıflar tesis etmiştir.Yavuz
Sultan Selim'in oğlu Kanuni Sultan Süleyman 1494'de Trabzonda doğmuş,
1503'de iki kızı Trabzon'da ölmüş ve burada defnedilmiştir.
1510'a kadar 23 yıl Trabzon'da valilik yapan Yavuz Sultan Selim, bu sürede
Pazar ve Arhavi bölgelerine saldırılarda bulunup yağma yapan Abhaz, Gürcü
ve Ermenilere karşı seferler yapmış, doğu sınırının ve bu bölgedeki
mamur köylerin yağmacılara karşı muhafazasını martalosluk görevi ile
Lazlara vermişti.
Yavuz'un Trabzon'dan ayrılmasından sonra valiliğe Yavuz'un Trabzon'da kaldığı
dönemde Trabzon'un Miralay'ı olan İskender Paşa atanmıştı. Yavuz'un Çaldıran
Savası'nda ordunun ikmalinin sağlandığı bir üs görevini yapan Trabzon, bu
seferlerde Bayburt'u fethederek yararlılıklar gösteren ve Erzincan Beylerbeyi
olarak Doğu seraskerliğine atanan Bıyıklı Mehmet Paşa'ya verilmişti. Daha
sonra Kastamonu Sancak Beyi Mustafa oğlu İskender Paşaya verilen Trabzon
sancağı, Kanuni Sultan Süleyman'ın saltanatı esnasında Batum ile birleştirilerek
yeni bir eyalet haline getirildi.
Trabzon'a atanan valiler 18 ve 19.yy'da daha çok Karadeniz sahillerine inen
Ruslarla yapılan savaşlarda hudut kaleleri muhafızlığı ve seraskerlik görevi
yapmışlardı. Bu görev sırasında çevre vilayetler de kendilerine bağlandığı
için nüfuz ve gücü artan Trabzon valileri görevde bulundukları sırada bölgedeki
ayan ve derebeylerden de yardım istemiş, bunların da nüfuzunun artarak birçoğunun
hanedan haline gelmesine yol açılmıştı.
1809'da Ruslar Trabzon'u bir baskınla ele geçirmeye teşebbüs etmiş,
fakat çıkan fırtına nedeni ile karaya çıkamayınca, Akçabat'ın batısında
Sargana burnunda karaya çıkmışlardı. Bölgede bulunan kuvvetlerin ve çevreden
toplanan köylülerin yardımı ile geri püskürtülen Rusların Trabzon'u ele
geçirme hayalleri yüzyılı aşkın bir sure daha devam etmiş ve Birinci Dünya
Savaşı'nda Doğu Anadolu'dan ilerleyen Rus kuvvetlerinin bir koluda
Karadeniz'deki Rus Donanması'nın desteğinde Doğu Karadeniz sahillerinden
Trabzon'a doğru ilerlemişti.
29 Ekim 1914'de Osmanlı Donanması'nın Karadenizin kuzey sahillerindeki Rus
limanlarını bombalamasından sonra, 1 Kasımda Rus ordusu Doğu Anadolu'ya
girmiş ve Osmanlı Rus savaşlarının sonuncusu başlamıştı. Trabzon'u Doğu
Anadolu'daki 3. ordunun ikmal üssü olarak kullanmayı planlayan Osmanlı erkanı,
donanmanın Karadeniz'deki üstunluğünü Rus donanmasına kaptırdıktan sonra
Trabzon, Rus donanmasının saldırılarına açık ve Doğu Anadolu'daki
ordumuz ise ikmal yolundan mahrum kalmıştı.
22 Aralık 1914'te başlayan Sarıkamış harekatındaki bozgundan sonra,
derme çatma kuvvetlerden oluşan sahil müfrtezemize yüklenen Ruslar 27 Mart
1915'te Artvin'e girmiş ve sahildeki kuvvetlerimizi donanmalarının da desteği
ile Kemal Paşa'dan Hopa'ya oradan da Arhavi'ye doğru sürmeye başlamışlardı.
Rusların Avrupa cephelerinde uğradığı bozgun nedeni ile Arhavi deresi
boyunca yaklaşık bir yıl durdurulan Rus ilerleyişi 5 Subat 1916'da tekrar başlamış
ve 19 Subat'ta Pazar'ın doğusundaki Furtuna Deresi boyunca tekrar
durdurulabilmişti.
4 Mart'ta Pazar'a çıkartma yapan Ruslar donanmalarını ağır bombardımanı
ile hallaç pamuğu gibi attıkları Furtuna Deresindeki savunma hattını yarmış
ve 8 Mart'ta Rize'ye girmişlerdi. Çevre köy ve kazalardan gelen gönüllülerle
Of'un doğusunda Baltacı Deresi boyunca durdurulmaya çalışan Ruslar, 28
Martta buradaki savunma hattını yararak Of'a girmiş ve 2 Nisan'da Karadere önlerine
ulaşmıştı. 7 Nisan'da Rize'ye ve 8 Nisan sabahı Sürmene'ye çıkardıkları
2 tugaydan oluşan 10.000 kişilik takviye kuvvetleri ile Karadere'deki Türk
savunma hatlarına yüklenen Ruslar, 13 Nisan'da Karadere'yi geçmiş ve 18
Nisan 1916'da Trabzon'u işgal etmişlerdi.
Ruslar Karadeniz sahillerinde ilerlerken bölgedeki Türkler de Rus işgali
altında yaşamamak için büyük bir göç başlatmışlar, perişan bir halde
batıya doğru ilerleyen muhacır kafileleri Rusların hızlı ilerleyişi karşısında
geri çekilmek zorunda kalan asker müfrezeleri ile karışmıştı.
Bayburt bölgesindeki kuvvetlerimiz tarafından Trabzon'u geri almak üzere
bir karşı tarruz planlanmış, taarruzun ilk ayağı olan Sürmene'nin güneyindeki
Madur ve Polut zirvelerinin ele geçirilmesini Çanakkale'den 3.Ordu'yu takviye
için bölgeye gönderilen birlikler tarafından başarı ile gerçekleştirilmişti.
22 Haziran 1916 gecesi başlayan taarruzla Ruslara öneinli bir darbe vurulmuş
fakat Rusların tüm cephede başlattıkları genel taarruz ve Bayburt'un güneyinden
cephenin yarılması nedeni ile Trabzon üzerine gidilememişti.
Sahilden ilerleyerek 21 Nisan'da Akçaabat'a, 21 Temmuz'da Vakfıkebir'e, 2
Agustos'ta da Göreleye giren Ruslar 21 Ekim'de Harşit çayına ulaşmışlardı.
Uzatan savaş nedeni ile Rusya'da karışıklıklar çıkmış ve 9 Mart 1917'de
ihtilal olmuş, yeni kurulan Kerenskiy hükümetinden sonra Bolşevikler 7 Kasım
1917'de iktidarı ele geçirmişti. Yeni hükümetin 17 Aralık 1917'de
Almanlarla imzaladığı Brest Litovsk anlaşmasından sonra 18 Aralıkta
Erzincan'da Ruslarla bir mütareke yapılmıştı.
Cephe gerisindeki Ermeni kuvvetlerinin katliamlara girişmesi üzerine 12 Şubat
1918'de harekete geçen Türk kuvvetleri sahilden süratle ilerlemiş ve 24 Şubat'ta
Trabzon'u boşaltmaya hazırlanan Rusların elinden şehri almıştı.
|